HASBÎ ve HESABÎ İNSAN
İnsan ! Bir garip mechûl. Zıt kutupları bünyesinde barındıran bir harikalar
diyarı. Yüce RABB’in yeryüzündeki temsilcisi, halifesi. Ama bu değerlerin çoğu
zaman farkında değildir insan. Çok güçlüdür; kocaman binalar yapar, kocaman
dağları deler geçer. Ama bir o kadar zayıftır, acizdir; küçük bir sineğe mağlup
olur (Firavun gibi), bir diş ağrısı yerden yere vurur.
Hayatına yön verirken iki türlü davranır insan. Bazen hasbî, bazen hesâbîdir.
Hasbîdir; yapmacıktan uzak, içten, samimi, daha güzeli ihlâslıdır. Dünyalık
işlerinde ve en önemlisi ibadetlerinde. Ama bazen hesabîdir; ne kazanır, ne
kaybeder yaptıklarıyla… attığı adımlar ne getirir, ne götürür. Menfaatim ne olur
diye düşünür. Acı olan belki ibadetleri de aynı şekilde değerlendirir. Kul
olduğu için yapması gereken, RABB’in isteği olduğu için, Rızâyı ilâhi için
olması gereken ibadetleri… belki de illâ menfaat denilecekse âhiretin sonsuz
menfaatini hesap etmeden dünyalık az bir karşılığa rıza gösterir.
Bu bağlamda insanların en hasbîsi sahabe efendilerimizdir. Dini bu derece
yaşamamızda EFENDİMİZ’den sonra en büyük pay sahipleridir onlar. Efendimizin
ifadesiyle ‘Ken-nücûm’ gökteki yıldızlar gibidir ki normalin çok çok üstünde
bulunurlar kendilerine tutunduğunuz zaman , tâbi olduğunuz zaman, sizi de
kendileri gibi yukarılara çıkarırlar. Çünkü güzel bir yol açtılar ve
arkalarından gidenlerle beraber daha da zirveleştiler. Kolay değildi durumları;
yerine göre Mekkelerinden geçtiler, canlarından çok sevdikleri eşlerinden ,
evlatlarından geçtiler, anadan- babadan, serden geçtiler… ‘Saçlarım adedince
başım olsaydı hepsini peygamberimin yolunda kurban etseydim’ diyen Hubeyb’ler.
‘Ehâd-Ehâd’ dedi diye kızgın çöl kumlarında taşlarla ezilen Bilal’ler, dinini
anlatmaya çalıştığı anda karşısına çıkıp kendisi öldürmek isteyenlere ‘Hele bir
dinleyin. Hoşunuza gitmezse anlattıklarım vurun öldürün ama hoşunuza giderse
inkârda ısrar etmeyin’ diyen Mus-ab’lar oldular.
Biz O’nu görmeden inandık. Doğuştan âmâya yön tarif eder gibi anlatılanlarla
yetiniyoruz ve buna şükürle milli şairimizin ,Akif’imizin, dediği gibi ‘Ya RABB!
Beni evvel getireydin ne olurdu; Efendimizi göreydim, sohbetinde bulunaydım,
O’nunla oturup O’nunla kalkaydım…’ diyoruz. Ama 3-5 saniye sonra belki de ‘Ya
RABB! Beni bu dönemde getirdin de ne iyi ettin. Ya evvel getirseydin de Ebu
Cehillerin – Ebu Leheplerin safında olsaydım… diyoruz ve SANA kulluğumuzu
yineliyoruz.
Ya RABB! Bize Habibini sevdir, bizi habibine sevdir. Sevgilisine benzemeye
çalışan aşıklar misali yaklaşma/yakınlaşma gayretimizi ihlaslı-samimi ve daim
eyle. Yaramaz çocuklar misali taşıdığımız değerin farkında olmayarak kulluğumuzu
bilemiyor; bilsek de çok çabuk unutuyoruz. Ya RABB! ‘Kulum BENİ nasıl zanneti
BEN öyleyim’e güveniyor, affının merhametinin enginliğine sığınıyor,
‘Affedicisin, affı seversin bizleri de affeyle ‘ diyoruz.
Ashabın efendimize sevgisi, bağlılığı gibi bize Efendimizi nasip eyle…
İhlâs, samimiyet içerisinde, duaları geri çevrilmeyen meleklerin dualarıyla
beraber affımızı istiyoruz…
Reddolunmamak ümidiyle…