GÜL KOKULU NEBİ


‘Gül bahçesine girenler gül olmasalar da gül kokarlarmış.’ Ve biz güzellikleri hep güzellerle anlattık , halimize tercüman yaptık. Çiçeklerle , lalesi , karanfili , papatyasıyla hele hele güllerle derdimizi paylaştık. Ama GÜZELLER GÜZELİ için hep gülü kullandık. Gül kokulu NEBİ , geçtiği her yere gül kokusu saldı , yaşadığı dönemi gül bahçelerine çevirdi. Hâlâ duyuyoruz o gül kokusunu ve asırlar geçti hâlâ doyamadık, hâlâ hasretle ‘Gel Ey Sevgili bahardır, dudaklarımızda saklı aminlerimiz vardır…’ diyor yana yakıla SANA kavuşacağımız günün hayaliyle yaşıyoruz. Ey Sevgili ! En Sevgili !

‘’Dönemlerin en hayırlısı Benim içinde bulunduğun dönemdir. Sonra onu takip eden (Tabiîn), sonra onu takip eden (Tebe-i Tabiîn) dir’’ buyurdun. Asırlar oldu aramızdan gideli; ve biz hâlâ yokluğuna alışamadık…

Sanki hep bizimlesin, her an yanımızdasın. Yemeğe otururken bir kaşık fazla koyduk, bir çatal, bir tabak… Evin içinde hep Sen varsın hayaliyle, öyle konuştuk, öyle oturduk, öyle kalktık. Yemeği Sen’in yediğin gibi yedik, suyu Sen’in içtiğin gibi içtik hep. ‘’Ümmetimin fesada uğradığı bir dönemde kim Benim bir sünnetime sahip çıkar ve onu ihya ederse yüz şehit sevabı alır’’ müjdesiyle günahların ızdırabıyla perişan olmuş yüreklerimize Kevser suyu serptik.

‘’Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine tutunursanız sizi alır cennete götürür’’ buyurdun. Onlar, Seninle beraber yaşadılar, Seninle ağladılar, Seninle güldüler, Seninle türlü türlü sıkıntılara göğüs gerip seninle dertleştiler. İnandığın hakikatler adına ‘aileme ALLAH ve RASÛL’ünü bıraktım’ dediler, ‘senin yanındayken hissettiklerimi senden ayrı kalınca hissetmiyorum. Acaba ben münafıkmıyım’ diyerek İslâm dini işte böyle yaşanır dediler.
Sahabenin en alt seviyesinde sayılan Hz. Vahşi’nin atının burnundaki toz zerresi olmaya liyâkatimiz yok; ama yine senin ‘’Kardeşlerime selam olsun ! Onlar âhirzamanda gelecekler ve Beni görmeden inanacaklar.’’ kutlu beyanındaki müjdeye ulaşabilme ümidiyle getirdiğin hakikatleri yaşamaya çalışıyor düşe kalka sana geliyoruz. Sana lâyık ümmet olamasak da günde beş vakit namazla nurlandırmaya çalıştığımız alnımız ve abdest âzâlarımızla ‘biz de Yâ Rasulallah! Biz de senin Kevser ikram ettiğin topluluktan, Livâül-hand sancağının altında gölgelenen topluluktan, şefaatine nail olan, ‘’Ümmetî Ümmetî’’ dediğin gruptan olmak istiyoruz. Evet biz de Yâ Rasulallah!! diyor ve şefaat dileniyoruz. Bizi yalnız, bizi sahipsiz, bizi birbaşımıza bırakma Yâ Rasulallah! Sen’i ve ashabını anlamayı nasip eyle. Gözümüze nur, gönlümüze sürûr, yolumuza rehber, enîs ve yoldaş eyle…